Kategori: blog

  • toprak

    toprak

    toprak

    ölmek için de sistemden uzak bir yaşam inşa için de toprağa ihtiyaç var.

    peki sistemden uzak yaşayabilmek için nasıl bir toprak işimizi görür?

    kendi suyunu saklayan, seni doyururken senden fazlasını istemeyen ve üzerinde durana sabrı öğreten bir toprak bize yeter.

    nereden olmalı?

    en doğru yer, en ucuz olan değil, en mümkün olan yerdir.

    • gerekli şartları sağlayan
    • maddi imkânlara göre erişilebilir olan
    • aileye, akrabaya ya da güvenilen insanlara uzak olmayan

    çünkü sistemden uzak yaşamak, yalnız kalmak demek değildir.

    sistemden uzak yaşam için toprak seçimi

    sistemden uzak bir yaşam inşa etmek için tekrar bir arazi ediniyor olsam şu başlıklara dikkat ederdim:

    su

    arazi eğer bir yer üstü su kaynağından besleniyor ise bu ev ve üretim için büyük bir avantaj.
    suyu araziye ulaştırmak zorsa, yağmur suyu depolama gibi sistemlere ek yatırım gerekir.

    unutma: suyu olan bir yer yaşam ve üretime hazır demektir.

    yol

    kadastroya kayıtlı ve ulaşılabilir bir yol:
    resmi işlemler, yapı izni, şebeke elektrik ve suyu için şart görülüyor.

    yapıya uygunluk

    arazinin eğimli olmasının avantajı olsa da yapının inşa edileceği yer %5-10 dan fazla eğimli olursa iş makinaları ile düzlemek gerekir,

    dere yatağında olmaması, zeminin de araziye uygun halde olması önem arz eder.

    elektrik 

    başlangıçta şebeke elektriği, özellikle inşaat sürecinde büyük kolaylık sağlar.
    mümkünse: şebeke elektriği, güneş rüzgâr gibi seçenekleri birlikte düşünmek uzun vadede rahatlatır.

    üretime uygunluk

    sistemden uzak kalabilmen için allahın toprağı seni besleyecektir.

    doğal habitatın geniş olduğu, tabiatın içinde, orman gibi yerler bitkisel ve hayvansal üretim için idealdir.

    ne kadar yabani ot, ağaç, çiçek, böcek varsa toprak ne kadar su tutma kapasitesine sahipse ve kum görünümünde değilse o kadar verimlidir.    

    komşu

    sistemden uzak yaşamak, toplumdan uzaklaşmak olmamalı.

    bilakis sen gibi sistemden uzak bir hayat inşa eden / etmek isteyenlerle bir arada olmak;
    imece usulü ile birbirine yardım edip güven duyma, ailene sosyallik kazandırma gibi büyük avantajlara sahip.


    sistemden uzak yaşam için toprak

    köyün var mı?

    varsa hemen şükret.
    köyde kıraç bile olsa toprağın varsa, değerlendir.

    köyün ile bağın kopmuş ise, bağları düzeltmek diğer tüm seçenekleri kolaylaştıracaktır.

    unutma: çevre ve kurulan bağlar paha biçilemezdir.

    yakının köyü

    köyü olan bir yakının varsa, ilişkileriniz sağlamsa ve arazi kriterlerini sağlıyor ise neden olmasın?

    çevre ve güven parayla alınamaz.

    kiralama

    gerekli kriterleri karşıladığını düşündüğün bir köy evini en az 5 yıl kalabilecek şekilde kiralayabilirsin.

    yaşamak istediğin il ilçe köye giderek civarda kiralayabileceğin yerleri araştır, sarı site, emlakçı ve facebook gruplarına göz at.

    toprak kiralama

    anadoluda toprak bol.
    işlemeyen birçok kişi var, bu kişilere ulaşarak toprak kiralamayı deneyebilirsin.
    kiraladığın toprakta rençperlik yaparak, sistemden uzak yaşayacağın evi inşa edebilirsin.

    devletten toprak kiralamak

    milli emlak web sayfasından toprak kiralama yapabilirsin.

    burada en az 5 yıl süre ile kiralanan araziler sonraki yıllarda tekrar kiralama imkanı ile 40 yıla kadar kiralanabilir.

    ihale detaylarına göz atmak için  il/ilçe milli emlak müdürlüğü ile görüşülebilir.
    hali hazırda hazine arazisi olan bir yeri ada parsel bilgileri ile kiralama için, dilekçe ile aynı kuruma başvuru yapabilirsiniz.


    sistemden uzak yaşam için toprak nereden alınır?

    yukarıdaki kriterlere göre yaşamayı planladığın yer için önce bölgeyi il veya ilçe olarak seçmelisin.

    • hedefi daralt

    il ilçe den sonra mahalle veya köy gibi hedefi kriterlerine göre netleştirip, seçenekleri daralttığında kafan rahatlayacak.

    • notlar al

    avantaj ve olası dezavantajları not al ve dezavantaj olarak gördüklerini kabaca maliyetlendir.

    • en az maliyet ile edinebileceğin yeri belirle

    burada sarı site ve diğer sitelerin yanında facebook grupları, il ilçe mahalle grupları, e-satış gibi ihale platformları ve yakın komşu, muhtar ve kahveyi ziyaret et.

    saha araştırması

    bir hayat inşa etmeyi planladığın yeri git gör etrafı seyret zaman geçir.

    herkes bilir ki genelde bir yer satılıyorsa önce eş dost komşu sonra köyün komisyoncusuna gidiyor daha sonra da satılmazsa sarı sitelere kalıyor.

    arazinin etrafında gezmek; köylü, komşu, muhtar veya kahvelerdeki insanlardan fikir alabilmek %30-50 ye kadar maliyet avantajı sağlayabilir.

    sarı site ve alternatiflerinden arazi aramak

    ilan numarasına bak: aynı kategoridekilere göre belirgin şekilde küçükse, ilan büyük ihtimalle uzun süredir yayındadır.
    uzun süredir yayında olan bir yer kötü demek değil, ancak fiyat ve şartlarını karşılayıp karşılamadığını düşündürtmeli.

    https://www.sahibinden.com/
    https://www.hepsiemlak.com/
    https://www.emlakjet.com/

    esatış üzerinden ihalelere göz atmak

    bu sitede miras kalan ve icralık araziler yer alıyor.
    burada malın ahlı olmaması için icralık yerleri tavsiye etmem.

    eğer miras kalan bir yer kriterlerine uyuyor ise aile üyelerinden daha yüksek teklifi verebiliyorsan yeri kolayca alabilirsin.

    https://esatis.uyap.gov.tr/

    milli emlak üzerinden arazi aramak

    satış ve kiralama için ilanlara göz attıktan sonra, ilandaki yere kafanda bir fiyat belirleyip bu fiyata göre ihalelere katılabilirsin.

    ihaleler fiziki ortamda olduğu için bağlı olduğu il ilçe milli emlak müdürlüğünü arayarak ihale ile ilgili bilgi al.

    https://milliemlak.gov.tr/

    araziye gitmeden araziyi tanımak

    • parsel sorgu

    arazinin yolu var mı, yerleşim yerlerine uzaklığı nedir gibi sorulara yanıt bulabilirsin.
    https://parselsorgu.tkgm.gov.tr/

    • google earth

    güncel uydu görüntülerine göz atarak, eğim durumuna, yakınlarda neler olduğuna göz at.
    https://earth.google.com/

    • tucbs

    e devlet üzeriden erişim sağlanabilen bu harita ile, arazi ve çevresinin geleceğine dair resmi planlara göz atabilirsin.
    https://tucbs.gov.tr/

    unutma!

    amaç kendi kendine yetmek, kendinle ve elindeki imkanlarla yetinmektir.

    maliyet

    kriterlerine uyan bir yer diğer yerlere nazaran daha pahalı olabilir.

    buna odaklanmak yerine hedefine ulaşmaya odaklandığında maliyetler gözünde küçülecek,

    inşallah “daha az ile daha çok” a sahip olacaksın.

    bir kere

    hayallerine ulaşmak, sistemden uzaklaşmak için attığın adımda
    yer bir kere alınır, al sat veya kar odaklılık düşünülmez.

    amaç: giderleri azaltmak, tabiat ile fıtrata uygun yaşamak.

  • danışmanlık nedir?

    danışmanlık nedir?

    bilgi ve tecrübe aktarmaktan öte; bir insanın hayaline, zamanına, emeğine, maddi-manevi birikimine dokunmaktır.

    sadece akıl almak değil; hikmet, tecrübe ve vicdanla yön göstermektir. danışman, karar verenin yerine geçmez; kişinin yükünü hafifletmeye çalışır.

    tarihte danışmanlık

    danışman sultanın önüne geçmez, onun göremediğini görmesine yardım eder. sultanlığı ayakta tutan akıldan çok, onu savrulmaktan koruyan hikmet olmuştur.

    nizamülmülk, selçuklu sultanlarının devlet işlerini yürütmesinde “baş danışman” idi ve askeri dahil birçok alanda politika ve idari düzeni etkilediği söylenir.

    en ünlü eseri siyasetnâme (book of government), hükümdarların nasıl davranması gerektiğine dair öğütler içerir; bu eser danışmanlık niteliğindedir ve Selçuklu idaresinin hikmetle yönetilmesinin ana kaynağı sayılır.  

    danışman nasıl olmalı?

    vicdanlı

    insan olmanın vicdanlı olmakla doğrudan ilgisi var.

    eğitim danışmanı vicdanlı olmalı ki eğitim hayatına rehberlik edeceği kişinin bakış açısından da değerlendirip, sadece “doğru” değil, o kişi için doğru, adil, iyiye yönlendirici karara rehberlik edebilsin.

    araştırmayı seven

    sözde bilgi arayana tonla bilgi var, kişiye bilginin de ötesi gerek. danışman, sahadaki tecrübeleri ile birlikte gelecek öngörülerini toplayacak bilgiye erişebileceği ortamın içinde olmalıdır.

    yetkin

    bu alanda kendini yetkin hissedebileceği bilgi ve tecrübe birikimine sahip olmalıdır. yetkinlik, işin olumsuz sonuçlarını da göze alabilmektir.

    kendini bilmeye çalışan

    “ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir; sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?” -yunus emre

    danışman kendini bilmeye tanımaya çalıştıkça, sağlayabileceği faydanın da daha iyi olacağını bilir. bu sebeple işte veya diğer zamanında ruh ve bedeninine iyi gelecek olan ile zamanını geçirir.

    tecrübeli

    danışman tecrübe kazandıkça güven kazanır. karşı tarafa verilen güven kadar, kendine de özgüven katar. bir yakınının sorununa yukarıdaki gibi yanıt olabiliyorsan, tecrübelisin!


    bu yazı; yıllardır sektörde edindiğim tecrübeler, hayatımda oluşturduğu etki, ev ve sokaklardaki hayatımızın gidişatı ile birleşerek kendi fikirlerim ile hazırlandı.

    • danışmanlar psikoloji, hukuk, eğitim, finans, gibi alanlar da dahil bilgi ve deneyimini aktararak danışmanlık yapanlar, yukarıdaki kriterler ile hareket ederse kendileri ve toplum adına fayda sağlamış olacaktır.
    • danışman arayan kişiler de seçenekleri arasından bu kriterlere göre değerlendirme yaparlarsa kendileri ve toplum için en iyi faydayı edineceklerdir.
    iyi olalım, iyi ile olalım.
  • varalım dedik dağlara

    varalım dedik dağlara

    varalım dedik dağlara… (sabır)

    öğlen gibi çıktık yola,

    haftanın koşturmasında biraz olsun sakinlik ve tabiat aradık.

    bir süre ilerledikten sonra,

    dağlardaki hayvanları ile ilgilenen emin amcanın yanında durakladık.

     

    geçerken beni de köye bırakın diyen emin amca yı araca alıp,

    civardaki çeşmeye doğru dağlara sürdük.

     

    toprak yoldan çıkmaya çalışırken,

    yol kenarında traktöre odun bağlayan ali osman amca ve oğlu na

    aracın çeşmeye kadar girip giremeyeceğini danıştık.

    numara verdi, çıkamazsanız arayın gelir ve yardımcı oluruz dedi.

     

    birkaç dakika sonra vardığımız çeşmenin,

    kolayca ulaşılabilir olduğunu görünce,

    bize gösterilen yardım etme isteği ve içtenliğin

    ne kadar yüksek olduğunu fark ettik.

     

    emin amca ile birlikte suyumuzu doldurup,

    880 metre kadar yükseklikte iken dağlara, vadilere,

    tepelerdeki kırçı(henüz kar olamamış, buzdan hallice beyaz) manzarasına daldık.

    sabır tevekkül metanet

     

    kertil’e doğru yol aldık.

    emin amca ve köyden birçok hane

    depremden etkilenen evlerinden çıkartılıp,

    yol kenarına yerleştirilen konteynırlara taşınmış.

    yolda dağda gezen anadolu inekleri

    yuvaları yıkıldığı için

    çoğu zaman tabiat içinde uyuyor imiş.

     

    insanların 60 yaş üstü olduğu bu köy,

    hayatta kalacak kadar edindiği kazancı, hayvanlardan sağlıyor.

     

    dağlarda gezen ineklerin sütünden almak için

    emin amcanın konteynırına doğru yol aldık.

    eşi elif teyze çay demlemiş.

    iki odalı konteynır eve girdik,

    birkaç ay olmuş daha taşınalı

    tavanından su damlıyor,

    zemheri soğukta elektrikle ısıtması zor.

     

    süt için komşu konteynıra yönlendirildik.

    birkaç aydır orada yaşayan ayşe teyze

    24 gün önce kocasını trafik kazasında kaybetmiş.

    22 yaşındaki oğlu ile ineklerine bakar olmuşlar.

     

    inekler deprem çadırını sevmiyor,

    işi devam ettirmek bizim için zorlaştı,

    hayvanları satana kadar

    sütünden peynirinden alabilirsiniz, dedi.

     

    özlerinden gelen içtenlik ile

    başına gelenleri anlatan ayşe teyze ve oğlu,

    bana; sabır, tevekkül ve metanet kelimelerinin anlamını düşündürttü.


    ne kadar da az sabrediyoruz?

    sabır, arapça صبر (ṣ-b-r) kökünden gelir ve “kendini tutmak, dizginlemek” anlamını taşır;

    • zor bir durumda nefsini tutmak

    • acele tepki vermemek

    • acıya, sıkıntıya direnç göstermek

    • şikâyeti sınırlamak

    • musibetlere karşı sabır

    • nefsani arzulara karşı sabır

    • ibadette süreklilik

    • sabır, nefs terbiyesinin temel basamağıdır.

    • pasiflik değil, bilinçli bir dirençtir.

    • “rıza” makamına giden yolda zorunlu bir duraktır.

    “şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”
    (2:153)

     

    ne kadar da az O’na bırakıyor, tevekkül ediyoruz?

    tevekkül, arapça وكل (w-k-l) kökünden gelir; bir işi güvenerek emanet etmek, sonucu bir vekile bırakmak anlamındadır.

    • kuranda müminin vasfı olarak anılır.
    • ilahi takdire teslim olmayı ifade eder.
    • pasif bir kabulleniş değil, bilinçli bir teslimiyettir.
    • kalbin Allah’tan başkasına bağlanmaması halidir.
    • sabır ve metanet ile birlikte anılır.
    • insanın korku endişe ve kontrol arzusundan arınmasını amaçlar.

     

    ne kadar metanetliyiz?

    metanet, arapça مَتَانَة (metâne) kelimesinden gelir ve “sağlamlık, dayanıklılık, sarsılmazlık” anlamındadır

    • sabırdan farklı olarak bekleme değil, ayakta kalma vurgusu taşır.
    • musibet karşısında çözülmemek
    • inancını ve duruşunu kaybetmemek anlamına gelir.
    • metanet, sabrın olgunlaşmış hâli olarak görülür.
    • sabır → süreç
    • metanet → karakter

  • ben kimim

    “ben kimim” sorusunu detaylıca incelemeye çalışan bu yazı, zaman zaman güncellenmektedir.

    toplumun biçtiği rol

    toplumun beklediği role girmem için
    iyi bir okula gitmem gerekiyordu.
    iyi kazandıran bir meslek,
    bir statü elde edersem toplumda yer edinebileceğime inandım.
    belki evlenir yuva kurardım,
    belki özgürce gezer istediğimi yapardım.

    hayatımın en büyük isteği

    binlerce kişinin arasından sayılı kişinin girebildiği bir okulda
    eğitim almak nasip oldu.
    o günkü vizyonumla,
    hayatımın en büyük isteğinin kabul oluşuna şahit oldum.

    sonradan yaşayabileceklerimi tahmin edemeden,
    çok şükür ki istediğim şey oldu.
    ama bir süre sonra,
    “ben bunu mu istiyormuşum” dedim?

    ben kimim

    farklı bir meslek düşünüp bölüm mü okusam? diye düşünürken,
    şimdi ne yapacaktım?
    ne istiyordum?
    aslında ne istediğimi bile bilmiyordum.

    neyi istemediğimi düşündüm.
    gençliğimin en heyecanlı yerinde kısıtlanmak, kalıba sokulmak… özgürlüğümün daralmasını istemiyordum.

    hayal kurmak

    yine de bu tek başına yeterli değildi.
    farklı meslek ve okulların beni nereye götüreceğini hayal etmeliydim.
    evet, zordu. ama birkaç adım sonrasını düşünmek, yıllarımı kaybetmemi engelleyebilirdi.

    para kazanmaya atılan adım

    artık yakınlarımdan para almak istemiyordum.
    “en iyisi biraz para kazanayım, sonra düşünürüm” düşüncesiyle
    pazarda ve internette çanta satmaya başladım.

    derken birkaç yıl içinde farklı bir sektöre geçtim.
    personeller yetiştiren,
    kurumsal ofisler açmayı planlayan bir işveren olmuştum.
    kazanıyordum…
    ama her şeyi maddelerle düşünmeye başladığımı fark ettim.

    heveslerin peşindeki yalnızlık

    rahatça kazanıp harcayabilmek,
    kısa süreli heveslerin peşinde koşarken,
    karakterime uymayan kişiye doğru dönüştürmeye çalışıyordu.

    “şuraya da gideyim, buna da sahip olayım…” derken
    derinlerimdeki yalnızlık büyüyordu.

    evet,
    para ve deneyim kazanırken neler kaybettim?
    parayla geri getirilemeyen değerleri:
    kendimi, dostlarımı, ailemi ve
    bir yere ait olma hissiyatımı kaybetmek üzereydim.

    hayatı kaybetme korkusu

    saydıklarım yavaş yavaş elimden giderken,
    kendi hayatımı da kaybedebileceğim fikri
    içimde büyüdü.
    adrenalinim yükseldi,
    kalp atışlarım hızlandı,
    ölüm üzerine düşündüm.

    ölüm benim peşimde

    peki ben neyin peşindeydim?
    benden geriye ne kalacak?

    düşündükçe, nefes alış verişimin anlamı da değer kazandı.
    üst kattan düşen bir bebeği balkondan yakalamaya çalışmak gibi
    kendi hayatıma sımsıkı tutunmam gerektiğini anladım.

    canımın istediği gibi yaşamak mıydı “ben”?

    evet, öleceğiz…
    o zaman yaşamalıydım.
    ama nasıl?

    anlamlı yaşamak isteği

    sonsuz param ve sonsuz zamanım varmış gibi düşündüğümde, hayatı nasıl harcamalıydım?

    etrafımda ve ekranda gördüklerimin beklentisine göre değil,
    kendi değerlerime göre!

    bundan sonra yapacağım her şey;
    çevreme fayda sağlamalı.

    Bazı araştırmalar, başkalarına yardım etmenin sadece yardım edilen kişiye değil, yardım edene ve hatta topluma da iyi geldiğini söylüyor.

    neden “ben kimim” sorusuna ihtiyacım oldu?

    bu kim olduğumla ilgili yalnızca bir merak değil
    yaşamanın ötesinde, anlam arayışı idi.

    insan sadece yaşamak istemez, anlamlı yaşamak ister.
    anlam yoksa, haz ve heves üzerine bir hayat kurar.
    hazlara yetişemedim, üstelik hepsi kısa heveslerdi.
    ölümlüyüz; ama içten içe de sonsuzluğa hasretiz.

    “ben kimim?” diye sormazsam
    yönümü kaybederim.
    sorduğumda sarsabilir ama
    beni, bana götürür.

    kendimi tanımazsam,
    başkalarının tanımlarıyla yaşarım.

    sahte kimlik

    çocukluğumdan beri
    ailem ve toplumun başarı tanımlarına bakarak
    “öteki” nin gözünde kim olduğumu öğrendim.

    bunlar bana bir kimlik verdi ama bu sahte bir kimlik.

    bir gün durdum.
    gürültüden uzaklaştım ve sordum:
    “ben kimim, gerçekten?”

    “sanki kendi hayatımı yaşamıyorum” cümlesi,
    birazdan ölebilme ihtimali ile birleşince
    pusulayı yeniden kalibre etmem gerektiğini anladım.

    bu soruyu sormam 30 yılımı aldı.
    20’lerimde sorsaydım belki çok daha kolay ilerlerdim.

    kendimi tanırsam…

    • neden öfkelendiğimi,
    • ne zaman kırıldığımı,
    • ne aradığımı bilirim.

    “ben kimim?” sorusu,
    “sen kimsin?” sorusunun da cevabı.

    kim olduğumu bilmeden yönümü bulamam.
    şu anki yaşadığımız hayat
    nasıl yaşayacağımız ile ilgili sömürü düşüncelere sahip

    neden yaşadığımızı unutturuyor.
    haz ve hız, yaşamı anlamlı kılmıyor.

    bir gün her şey bitecek.
    peki gerçekten yaşadığıma dair neye sahibim?

    iki “ben” var:
    dışarıdan görünen ben ve derindeki ben.

    “beni bende demen, ben de değilim
    bir ben vardır bende, benden içeru.”
    — yunus emre

    özgürlük ve öz benlik

    “ben kimim?” diye sormak özgürlüktür.
    toplumun kalıplarını fark edip
    kendi değerlerinle yaşama cesaretidir.
    özgürlük, başkasının beni tanımlamasına ihtiyaç duymamaktır.

    beni ben yapan nedir?
    dış görünüşüm, mesleğim, statüm değil…
    hislerim, değerlerim, tepkilerim, özlemlerimdir.
    içimdeki ben= tüm sorularımın cevabı.

    gelecekteki yol haritam

    farkındalık yaşadıkça aldığım notlar,
    hayat hikayemde bir yol haritasına dönüşüyor.
    aldığım kararlarda
    “ben kimim?” sorusuna verdiğim yanıtlar öne çıkıyor.

    kendime sorduğum sorular

    • kararlarımı hangi çekirdek fikir etrafında alıyorum?
    • hayatımdan çıkamaz ilk 4 madde ne?
    • neye değer veriyorum?
    • neyi reddediyorum?
    • çocukken nasıldım?çocukluğumdan beri değişmeyenim ne?
    • nereden, kimlerden geldim?
    • hangi kelimeler beni anlatıyor?
    • bana verilen ad ne anlama geliyor? adıma göre mi yaşıyorum?
    • ismim değişse “ben” kaybolur mu?
    • en çok ne zaman kendim gibi hissediyorum?
    • adım, mesleğim, statüm… bunlar ben miyim?
    • zor anlarda neye güveniyorum?
    • kalabalıktan uzaklaşınca düşüncelerimin altından kim çıkıyor?
    • dışarıda kimim?
    • kendimi başarıya göre mi, başkalarının gözündeki suretime göre mi tanımlıyorum?
    • hangi durumda kendimden uzaklaşıyorum?
    • öfkelendiğimde hemen tepki vermek yerine “şu an neden rahatsız oldum?” diye sorduğumda kendime yaklaşıyor muyum?
    • nasıl biri olmak, nasıl biri olarak anılmak istiyorum?
    • “iyi insan” tanımım kime göre?
    • neye inanıyorum derken gerçekte neyi kastediyorum?
    • inancım davranışlarıma ne kadar yansıyor?

    içimdeki bene doğru yürümek

    bu sorular, içimdeki derin bene giden patikadır.
    cevabı hemen bulamayabilirim,
    ama sormaya devam ettikçe kendime biraz daha yaklaşırım.

    cevaplar internette değil; gönlümün derinliğinde.

    bugün tabiatla baş başa, sakin bir yerde
    bu soruların peşine düşüp notlar çıkaracağım.


    ilim ilim bilmektir,
    ilim kendin bilmektir,
    sen kendini bilmezsen,
    bu nice okumaktır.
    yunus emre