Etiket: kendini tanıma

  • ben kimim

    “ben kimim” sorusunu detaylıca incelemeye çalışan bu yazı, zaman zaman güncellenmektedir.

    toplumun biçtiği rol

    toplumun beklediği role girmem için
    iyi bir okula gitmem gerekiyordu.
    iyi kazandıran bir meslek,
    bir statü elde edersem toplumda yer edinebileceğime inandım.
    belki evlenir yuva kurardım,
    belki özgürce gezer istediğimi yapardım.

    hayatımın en büyük isteği

    binlerce kişinin arasından sayılı kişinin girebildiği bir okulda
    eğitim almak nasip oldu.
    o günkü vizyonumla,
    hayatımın en büyük isteğinin kabul oluşuna şahit oldum.

    sonradan yaşayabileceklerimi tahmin edemeden,
    çok şükür ki istediğim şey oldu.
    ama bir süre sonra,
    “ben bunu mu istiyormuşum” dedim?

    ben kimim

    farklı bir meslek düşünüp bölüm mü okusam? diye düşünürken,
    şimdi ne yapacaktım?
    ne istiyordum?
    aslında ne istediğimi bile bilmiyordum.

    neyi istemediğimi düşündüm.
    gençliğimin en heyecanlı yerinde kısıtlanmak, kalıba sokulmak… özgürlüğümün daralmasını istemiyordum.

    hayal kurmak

    yine de bu tek başına yeterli değildi.
    farklı meslek ve okulların beni nereye götüreceğini hayal etmeliydim.
    evet, zordu. ama birkaç adım sonrasını düşünmek, yıllarımı kaybetmemi engelleyebilirdi.

    para kazanmaya atılan adım

    artık yakınlarımdan para almak istemiyordum.
    “en iyisi biraz para kazanayım, sonra düşünürüm” düşüncesiyle
    pazarda ve internette çanta satmaya başladım.

    derken birkaç yıl içinde farklı bir sektöre geçtim.
    personeller yetiştiren,
    kurumsal ofisler açmayı planlayan bir işveren olmuştum.
    kazanıyordum…
    ama her şeyi maddelerle düşünmeye başladığımı fark ettim.

    heveslerin peşindeki yalnızlık

    rahatça kazanıp harcayabilmek,
    kısa süreli heveslerin peşinde koşarken,
    karakterime uymayan kişiye doğru dönüştürmeye çalışıyordu.

    “şuraya da gideyim, buna da sahip olayım…” derken
    derinlerimdeki yalnızlık büyüyordu.

    evet,
    para ve deneyim kazanırken neler kaybettim?
    parayla geri getirilemeyen değerleri:
    kendimi, dostlarımı, ailemi ve
    bir yere ait olma hissiyatımı kaybetmek üzereydim.

    hayatı kaybetme korkusu

    saydıklarım yavaş yavaş elimden giderken,
    kendi hayatımı da kaybedebileceğim fikri
    içimde büyüdü.
    adrenalinim yükseldi,
    kalp atışlarım hızlandı,
    ölüm üzerine düşündüm.

    ölüm benim peşimde

    peki ben neyin peşindeydim?
    benden geriye ne kalacak?

    düşündükçe, nefes alış verişimin anlamı da değer kazandı.
    üst kattan düşen bir bebeği balkondan yakalamaya çalışmak gibi
    kendi hayatıma sımsıkı tutunmam gerektiğini anladım.

    canımın istediği gibi yaşamak mıydı “ben”?

    evet, öleceğiz…
    o zaman yaşamalıydım.
    ama nasıl?

    anlamlı yaşamak isteği

    sonsuz param ve sonsuz zamanım varmış gibi düşündüğümde, hayatı nasıl harcamalıydım?

    etrafımda ve ekranda gördüklerimin beklentisine göre değil,
    kendi değerlerime göre!

    bundan sonra yapacağım her şey;
    çevreme fayda sağlamalı.

    Bazı araştırmalar, başkalarına yardım etmenin sadece yardım edilen kişiye değil, yardım edene ve hatta topluma da iyi geldiğini söylüyor.

    neden “ben kimim” sorusuna ihtiyacım oldu?

    bu kim olduğumla ilgili yalnızca bir merak değil
    yaşamanın ötesinde, anlam arayışı idi.

    insan sadece yaşamak istemez, anlamlı yaşamak ister.
    anlam yoksa, haz ve heves üzerine bir hayat kurar.
    hazlara yetişemedim, üstelik hepsi kısa heveslerdi.
    ölümlüyüz; ama içten içe de sonsuzluğa hasretiz.

    “ben kimim?” diye sormazsam
    yönümü kaybederim.
    sorduğumda sarsabilir ama
    beni, bana götürür.

    kendimi tanımazsam,
    başkalarının tanımlarıyla yaşarım.

    sahte kimlik

    çocukluğumdan beri
    ailem ve toplumun başarı tanımlarına bakarak
    “öteki” nin gözünde kim olduğumu öğrendim.

    bunlar bana bir kimlik verdi ama bu sahte bir kimlik.

    bir gün durdum.
    gürültüden uzaklaştım ve sordum:
    “ben kimim, gerçekten?”

    “sanki kendi hayatımı yaşamıyorum” cümlesi,
    birazdan ölebilme ihtimali ile birleşince
    pusulayı yeniden kalibre etmem gerektiğini anladım.

    bu soruyu sormam 30 yılımı aldı.
    20’lerimde sorsaydım belki çok daha kolay ilerlerdim.

    kendimi tanırsam…

    • neden öfkelendiğimi,
    • ne zaman kırıldığımı,
    • ne aradığımı bilirim.

    “ben kimim?” sorusu,
    “sen kimsin?” sorusunun da cevabı.

    kim olduğumu bilmeden yönümü bulamam.
    şu anki yaşadığımız hayat
    nasıl yaşayacağımız ile ilgili sömürü düşüncelere sahip

    neden yaşadığımızı unutturuyor.
    haz ve hız, yaşamı anlamlı kılmıyor.

    bir gün her şey bitecek.
    peki gerçekten yaşadığıma dair neye sahibim?

    iki “ben” var:
    dışarıdan görünen ben ve derindeki ben.

    “beni bende demen, ben de değilim
    bir ben vardır bende, benden içeru.”
    — yunus emre

    özgürlük ve öz benlik

    “ben kimim?” diye sormak özgürlüktür.
    toplumun kalıplarını fark edip
    kendi değerlerinle yaşama cesaretidir.
    özgürlük, başkasının beni tanımlamasına ihtiyaç duymamaktır.

    beni ben yapan nedir?
    dış görünüşüm, mesleğim, statüm değil…
    hislerim, değerlerim, tepkilerim, özlemlerimdir.
    içimdeki ben= tüm sorularımın cevabı.

    gelecekteki yol haritam

    farkındalık yaşadıkça aldığım notlar,
    hayat hikayemde bir yol haritasına dönüşüyor.
    aldığım kararlarda
    “ben kimim?” sorusuna verdiğim yanıtlar öne çıkıyor.

    kendime sorduğum sorular

    • kararlarımı hangi çekirdek fikir etrafında alıyorum?
    • hayatımdan çıkamaz ilk 4 madde ne?
    • neye değer veriyorum?
    • neyi reddediyorum?
    • çocukken nasıldım?çocukluğumdan beri değişmeyenim ne?
    • nereden, kimlerden geldim?
    • hangi kelimeler beni anlatıyor?
    • bana verilen ad ne anlama geliyor? adıma göre mi yaşıyorum?
    • ismim değişse “ben” kaybolur mu?
    • en çok ne zaman kendim gibi hissediyorum?
    • adım, mesleğim, statüm… bunlar ben miyim?
    • zor anlarda neye güveniyorum?
    • kalabalıktan uzaklaşınca düşüncelerimin altından kim çıkıyor?
    • dışarıda kimim?
    • kendimi başarıya göre mi, başkalarının gözündeki suretime göre mi tanımlıyorum?
    • hangi durumda kendimden uzaklaşıyorum?
    • öfkelendiğimde hemen tepki vermek yerine “şu an neden rahatsız oldum?” diye sorduğumda kendime yaklaşıyor muyum?
    • nasıl biri olmak, nasıl biri olarak anılmak istiyorum?
    • “iyi insan” tanımım kime göre?
    • neye inanıyorum derken gerçekte neyi kastediyorum?
    • inancım davranışlarıma ne kadar yansıyor?

    içimdeki bene doğru yürümek

    bu sorular, içimdeki derin bene giden patikadır.
    cevabı hemen bulamayabilirim,
    ama sormaya devam ettikçe kendime biraz daha yaklaşırım.

    cevaplar internette değil; gönlümün derinliğinde.

    bugün tabiatla baş başa, sakin bir yerde
    bu soruların peşine düşüp notlar çıkaracağım.


    ilim ilim bilmektir,
    ilim kendin bilmektir,
    sen kendini bilmezsen,
    bu nice okumaktır.
    yunus emre